İçeriğe geç

Dünya Dışı Yaşam

Kategori: Teknoloji

Dünya Dışı Yaşam

Dünya Dışı Yaşam

Samanyolu Galaksisi. İmlecin olduğu yer Güneş Sistemimiz, o noktanın içinde bir yerlerde de biz varız.

Evrendeki milyarlarca galaksiden biri olan Samanyolunun, 3 spiralinden Orion kolundan, galaksi merkezine yaklaşık 25000 ışık yılı uzaklıktaki Güneş adlı yıldızın sisteminden, Mars ve Venüs arasındaki gezegenimizden, yani Dünya’dan uzaylılara bir mesaj var: “Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun”. 1977’de NASA’nın Voyager uzay aracının uzaylılara gönderdiği Dünya’nın farklı dillerinden mesajlar içeren bir kayıtta Türkiye’nin gönderdiği mesajdı bu [1]. Peki ya kime bu mesaj? Gerçekten de dünya dışında (insan gibi) canlılar var mı? Bizden daha gelişmiş bir uygarlığa mı sahipler?

Bu yazıda, uyuz bir evrenin, uyuz bir galaksisinin, uyuz bir kolunda, uyuz olmadığını düşünen Dünyamızın gözüyle, Dünya dışında yaşamın mümkün olup olmadığını, şayet varsa nasıl aradığımızı (ve ş uana kadar bulamadığımızı) konuşacağız. Üst kapak resminde de gördüğünüz gibi gerçekten de evrenin bir kenarında, kendi galaksisine nazaran çok sıradan sayılabilecek bir yerinde (bile) yaşam oluştuysa, evrenin geri kalanında yaşam neden oluşmasın ki?! Bu soruya Stephen W. Hawking’in de içinde olduğu konunun uzmanı çoğu bilim insanının yanıtı: EVET, uzaylılar olabilir [2].

Dünya Dışı Yaşam Gerçekten Olabilir Mi?

Öncelikle Dünya Dışı Akıllı Yaşam aramaları çok basit bir varsayımla başlıyor, medeniyetin simgesi olan bilim ve teknolojiyi üretip kullanan bir medeniyet/ gezegen varsa bizim Dünyamız gibi gezegenin dışına Radyo Dalgaları taşırır [3]. Çünkü şuan ki medeniyetimizin kilit noktası: elektromanyetik dalgayı yaratmak ve iletmek üzerine aslında; televizyon, telefon, internet, uydular, uzay teleskopları, parçacık hızlandırıcıları, vs. bunlara en iyi örnekler. Resim 2’de aslında “gelişmiş” bir ırk olan insanoğlunun gezegeninin, dışarıdan -varsa- “uzaylılar” tarafından nasıl göründüğüne bakabilirsiniz. En basitinden bu uydularımızı Radyo dalgalarıyla kontrol ediyor ve gezegenimizin dışına bayağı Radyo dalgaları taşırıyoruz. Unutmayalım ki, Dünya’nın atmosferi radyo dalgalarını geçirebiliyor; yani uydularımız olmasaydı da TV, radyo, telefon yayınlarının bir kısmı yine dünyanın dışına kaçacaktı.

Radyo astronomisi 1930’larda Bell Laboratuvarı’nın kablosuz iletişim için yaptığı bir antenin yanlışlıkla uzaydan ilk defa sinyal kaydetmesiyle başladı. İlk kaydettiği radyo dalgalarının ise Samanyolu Galaksisi’nin merkezinden geldiği anlaşılacaktı. Sonrasında, radyo teleskopları deyim yerindeyse “bütün evreni gören gözümüz” olacak ve Büyük Patlama’nın kanıtı olan Evrensel Ardıl Mikrodalga Işımasının bulunmasına sebep olacaktı, yani evrenin nasıl var olduğunu anlamımızı sağlayan alet (mikrodalga, radyo dalgalarının küçük dalga boylu olan kısmı) [5]. Tabii, radyo frekansının muhtemel yaşayan formlarının bizimle iletişim yolu olmaları biraz ön yargı getirmiyor muydu sizce?! Jocelyn Bell, bir sunum sırasında başından geçen bir anıyı şöyle anlatıyordu: “Doktora yıllarımda radyo teleskobuyla alınmış bir datayı inceliyordum ve yaklaşık bir saniyede bir tekrarlanan bir sinyal vardı.” Kendinizi Jocely’nin yerine koyun lütfen, yaklaşık bir saniyede bir, bir şey tekrarlıyorsa ve uzayın derinliklerinden geliyorsa, bu ne olabilir? Aklınızın ucundan bir yerlerden “acaba uzaylılar bize bir şey anlatmaya mı çalışıyor” geçmez miydi? Tabii, saniyede bir tekrarlayan sinyal aslında saniye mertebesinde turunu tamamlayan ve etrafından radyo dalgaları savuran bir nötron yıldızıydı ve sonrasında daha nicesi keşfedildi. İlk defa 1967’de Jocelyn Bell’in kaydettiği bu veri, daha sonra atarca yıldız (pulsar) olarak bilimsel yazına geçip Nobel Ödülü’yle sonuçlanacaktı.

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir